15 Nisan 2015 Çarşamba

Atölye & Kil & Hikaye & Fizik // Atölye Çatı Katı (YDA) 3. hafta



Fasulyelerine hafta boyunca bakan çocuklarla başladık fasulyeleri üzerine sohbete, daha sonra konu derinleşti ve atölyeye geldi.

- Fasulyelerimiz büyüdüğü zaman arka bahçede toprağa biraz çukur açıp oraya ekeceğiz.
- Kabımız biraz küçük, büyüdüğü zaman...
"Onları burada ekeceğiz."
- Burada mı ekeceğiz? Keşke her gün buraya gelsem...

"Okul yerine buraya gelmek ister miydiniz her gün?"
- Evet... (Birkaçı)
- Ben çok karar (veremedim). İkisinin ortası bence. Okul da güzel bura da güzel.
- Ben de her gün buraya gelmek isterdim ama okula gitmeyi de ihmal etmemek lazım(!)
"Neden?"
- Okulda bir şeyler öğreneceğiz ya (!)
"Burada?"
- Burada da öğreniyoruz ama, okulda mesela çarpma işlemini, toplama işlemini, bölme işlemini, çıkarma işlemini, daha çok şeyleri öğreniyoruz. Burada hem eğleniyoruz hem öğreniyoruz.
(Bir sonraki hafta çemberde bölmeyi nasıl yaptığımızı görünce şaşıracaksınız:))

(Çocukların atölyede eğlenirken aynı zamanda dört işlemi de öğrendiklerinin farkında olmadığını gösteriyor bu konuşma. Tam bizim istediğimiz gibi :) Didaktik bir öğrenme olmadığından bahsediyor aslında çocuklar!)

- Buradaki derslerimiz hafta içi olsa ben her gün gelebilirdim. Sabah 8-9'da dersimiz başlıyor, 2.40'ta bitiyor. Tam gün eğitim alıyoruz.

"Peki bütün okullar bizim atölye gibi olsaydı nasıl olurdu?"
- Çok eğlenceli olurdu.
- Güzel olurdu.
- Öğretici olurdu. (!)
- Kötü olurdu, çok az arkadaşımız olurdu. (Hafta içi her gün gelirim diyen çocuğumuz aynı zamanda kötü olabileceğini de düşünüyor. Atölyede az çocuk olduğu için ve dernekte tek atölye olduğu için, bu nedenle de okulun "kalabalık" hissini yaşayamadığı için böyle düşünmüş olabilir.)

Çocukların atölyeyle ilgili düşüncelerinin bu kadar olumlu olması bizi oldukça sevindirdi :)
Niyetimiz öğrenme süreçlerinde daha fazla çocuğa ulaşarak yaratıcı düşünme deneyimini mümkün olduğunca yaymak ve üreten bir nesil yetişmesine katkıda bulunmak;
Çocukların eğlenirken öğrendiği ve öğrendiğinin farkında olmadan oynayarak kendi bilgisini yapılandırdığı bir eğitim sistemi hayal ediyoruz.
Çocukların da böyle bir eğitim sistemini içten içe istediklerini cümlelerinden anlayabiliyoruz.

Sohbet sonrasında fasulye projesinin çizimlerini yaptılar.
1. Fasulyelerinin o günkü hali,
2. Fasulyelerinin hayallerindeki büyümüş hali.
(Dokümantasyon halinde ebeveynlere ve merak eden herkese son atölye günü sergilenecek:))

 

Çocuklarla "kil"i tanıdık bugün.
Reggio Emilia Yaklaşımında kil çocuğun kendini ifade ettiği ve 
bilgiyi yapılandırdığı 100 dilinden biri.



Kil ile çalışmasını bitiren istediği çalışmayla devam etti.

Örneğin kille önce kendini yapmak isteyip,
- Hayır bu maymuna benzedi.
diyerek onu daha da maymuna benzeten bir çocuğumuz daha sonra onun hikayesini yazdı.
(Hikaye aşağıda)


Çocuklar başlangıçta kile dokunmak ve şekil vermekte tereddüt edebiliyorlar, elleri kirlenir, ellerine bulaşır diye.

Kil şekil vermesi zor, büyük parçadan ayırmak için güç isteyen ve motor kasları bu sayede güçlendiren bir malzeme. 


Çocuklar kil sayesinde düşüncelerini, duygularını, fikirlerini, hayallerini
3 boyutlu ifade edebiliyorlar.


Aynaları kullanarak kendi yüzlerini 2 boyutlu ya da 3 boyutlu yapmaları onların yüzlerine daha detayları bakıp baktıklarını görmelerini sağlıyor.
Çünkü baktıklarını görmezlerse çizemezler ya da kile şekil veremezler.

Bu çalışmalarla bakmakla-görmek arasındaki farkı daha iyi anlayabiliyoruz.
Farkındalığımız artıyor.
(Çizim çalışmalarını önümüzdeki haftalarda uygulayıp ayrıntılı ele alacağız.)


Kille 3 boyutlu "Mısır Tarlasını ilaçlayan uçak" yaptıktan sonra belki kendini 2 boyutlu ifade ederken daha rahat hissettiği için resim yapmaya yönelen çocuklarımızdan biri.



- Ev yaptım buraya, buraya da bulutlar...
Güneş yaptım, buraya da çimenler...
Buraya da toprağın altını yaptım!

(Ne kadar şiirsel değil mi anlattığı, nasıl ahenkli :))

"Toprağın altını!"
- Evet.
"Nasıl yaptın toprağın altını?"
- Böyle yaptım... Toprağın gözünü ağzını yaptım.
"Toprağın gözü ağzı nasıl oluyor?"
- Ben böyle olur diye düşündüm.

Çok sık karşılaştığımız bir durum; çocuklar ne düşünerek yaptıklarını anlatmaya çekiniyorlar çünkü yaptıklarının eleştirileceğinden korkabiliyorlar, ki toplum olarak yaptığımız en büyük yanlışlardan biri çocukları anlamaya çalışmadan onları eleştirmeye başlamak oluyor çoğu zaman. Eğitim sistemimiz de "tek doğru"lar üzerine kurulu olunca ve "Toprağın gözü olmaz!" ikazı çocuğun hipotezini sözle ifadesi sonrası hemen peşine gelmesi beklenince çocuklarımızın ne yaptıklarını atölyelerde hemen anlatmalarını beklemek çok da gerçekçi olmuyor.
Bu nedenle de hep diyoruz, çocukların bizimle geçireceği SÜREÇ önemli. Yavaş yavaş anlatmaya başlıyor çocuklar duygu ve düşüncelerini, kendilerini ifade güçleri gelişiyor.
Neden mi?
Çünkü anlattıkları zaman onları dinlediğimizi biliyorlar.
Çünkü onlara değer verdiğimizi hissediyorlar.
Çünkü ne anlatırlarsa anlatsınlar, en olmadık hayalleriyle bile ilgilendiğimizi görüyorlar.
Çünkü kendilerine güvenleri artıyor.
Çünkü bize güveniyorlar.

"Hmm. Kimlerin gözü-ağzı olur?"
- İnsanların...
"Toprağın nasıl oldu?
- Böyle oldu.
- Toprak insan mı?
- (gülerek) Hayır.
"Peki nasıl oldu o zaman?"
- Hayal ettim.
"Hayal ettin!! Hayal etmek ne demek?"
- Bilmiyorum.
"Bilmiyor musun?
- Unuttum yani.
"Hatırlayabilir misin?"
- Hayır.
(Evet, zamana ihtiyacımız var :))


- Kardeşim buradan biraz daha al. İstediğin şekli yapabilirsin.
- Ama kalıp olmadan nasıl istediğim şekli yapabilirim ki abi?

Çocuklara şekil vermeleri için kalıp vermiyoruz; yalnızca kil ile kullanmaları için modelaj (kil) kalemleri, çubuklar ve kendileri elleri ya da kıvırma aleti ile kıvırabilecekleri kalınlık ve yumuşaklıkta teller temin ediyoruz.




Top Oynayan Maymun

Maymun ormanda arkadaşlarıyla oyun oynuyormuş. Sonra sıkılmışlar, saklambaç oynamak istemişler. Ama avcılar önceden bütün ağaçları kesmişler, o yüzden oynayamıyorlarmış. Sonra sadece 4 tane ağaç kalmış, onlar da kaleye benziyormuş. Ama akıllarına futbol oynamak gelmemiş, başka oyunlar oynamayı düşünmüşler.
Sonra bir tane spor dalına katılmak istemişler. O spor dalını seçerken akıllarına futbol gelmiş. Futboldaki kaleyi hatırlamış o maymun. Maç yapmışlar.
Maymun çok iyi oynuyormuş, o yüzden avcılar uçak bırakmış. O uçakla şehre gitmiş. Şehirde futbol olimpiyatlarına katılmış, yenmiş.

"Bu hikayeyi yazarak da anlatmak ister misin?"
- Evet.
"Nelere ihtiyacın var?"
- Kağıt, bant, kalem.
"Ne kadar büyüklükte kağıt istiyorsun?"
- Bir sayfaya sığdıramam ki hepsini.
"Ne kadar kağıda ihtiyacın var?"
- 5 sayfa.
"Nasıl karar verdin?"
- Biraz az da (hikaye).
Kağıtları istediği büyüklükte kestim.
- Düzgün olması için çizgili kağıda ihtiyacım var.
"Düzgün olması için ne yapabiliriz çizgili kağıdımız yoksa?"
- Çizgi çizebiliriz. 
"Nasıl çizeceksin?"
- Kalemle. 
(Kalemi cetvel gibi kullanarak denedi)
- Evde çizebilir miyim? Yamuk oluyor.
"Yamuk olmaması için ne yapabilirsin?"
- Çubuklarla yapabilirim (Arkadaşlarının kullandığı çöp şişleri kastederek)
"Çizgilerinin nasıl olmasını istiyorsun?"
- Düzgün.
"Düzgün ne demek?"
- Yani böyle, hiç yamuk olmayan.
"Tamam, bunu yapmak için ne kullanabilirsin?"
- Çubuk belki olabilir.
"Deneyebilirsin."
(Atölyemizde biri şeffaf biri tahta olmak üzere 2 cetvel var. Ancak farklı yollarla çizgi çizmeyi tercih edebiliyorlar.)
Çubukla çizmeyi denerken,
- Ama kalemle çizsem daha iyi.
"Peki."
- Cetvel var mı?
(O ana kadar bizden "cetvel" kelimesini duymadı. Özellikle söylemedik. Farklı yolları da denemek isteyen çocukları sonuna kadar destekliyoruz. Bu sayede yaratıcı düşünme kabiliyetleri artıyor kanaatindeyiz.)


Çocuklar öte tarafta balonlu malzemeyi patlatmaya başladılar. Ancak daha sonra balonların çöp şişlerle patlamadığını keşfettiler.

Daha fazla balona daha fazla çöp şiş geçirdiler ve,

"Ne oluyor burada?"

- Yer çekimine meydan okuyoruz!

"Nasıl yani?"
-Yer bunları çekemiyor.
- Yer bu kadar güçsüzse ben ne yapayım...
- Ben bile şunu çeker çıkarırım.

"Yer bu kadar güçsüz mü?"
(Biraz düşündüler)

- Bi dakka yaa, yer bizi çekiyor da niye bunları çekemiyor?

- Çünkü biz bunları tutuyoruz.
- Hayır hayır...
- Biz bu naylonu tutuyoruz, bu da onları tutuyor.
- Evet yer bizi çekiyor, bunları çekemiyor.
- Biz onlardan 10-15 kat bile ağır değiliz, onlar daha çok ağır. Nasıl oluyor böyle?
(Yer çekimine meydan okuyorlarsa onların daha ağır olduğu sonucuna varıyor çocuklar)
- Ben de bilmiyorum.

"Peki ağaçtaki meyveler nasıl ağaçta durabiliyorlar?"
- Çünkü onlar ağaca yapışıklar.
- Bunları biz kendimiz böyle buraya taktık.?

Çocukları bir kafa karışıklığıyla daha baş başa bıraktık anlaşılan :)
Bu sayede kendi cevaplarını bulmalarını bekliyoruz.
Fizik dersine giriş tamam.




Çocukların ürettiği eserlerden birkaçı...
Son atölye günümüzde hepsini sergileyeceğimizi söylemekten büyük mutluluk duyarız :)




10 Nisan 2015 Cuma

Sanat - Atölye Çatı Katı (YDA) 2. hafta


Çocuklar ikinci hafta da boyalarla farklı zeminleri farklı tekniklerle renklendirmeye devam ettiler.

Resim çoğu çocuğun dillerinden biri. Çocukların çok büyük çoğunluğunun resim yapmaktan ve kendini bu şekilde ifade edebilmekten çok büyük keyif aldığını gözlemliyoruz. 

Resim yaparken çocuklar yalnızca duygu, düşünce, fikirlerini vs. anlatmıyorlar, aynı zamanda resmi bir öğrenme aracı olarak da kullanmış oluyorlar.


Öte tarafta rulolara çöp şiş geçirerek farklı formlar oluşturan çocuklar malzemenin kullanımı üzerine de bilgilerini yapılandırıyorlar.

Üretme aşamasına gelebilmek için öncelikle farklı malzemelerin ne şekilde (nasıl) bir araya gelebileceklerini görmeleri önemli.

Çocuklardan biri bu iki malzemeyi bir araya getirerek oyuncağını üretirken bir diğeri onu görüp aklında farklı bir fikirle kendine oyuncak üretmeye başlıyor. Bu sırada birbirlerinden sıkça yardım aldıkları için çocukların kolektif çalışmalarının önemini tekrar vurgulamak gerek.


- Uzun zamandır şato çizmiyordum, daha çok elbise çiziyordum. O yüzden bu sefer şato yapmak istedim.
"Nasıl bir şato?"
- Kırmızı bir şato, bu kraliçe, bu kral.
"Neden oradalar?"
- Bahçeye çıkmışlar.
"Neden bahçeye çıkmışlar ki?"
- Dolaşmak için bahçelerinde. Bahçeleri daha büyük aslında, ama bir kağıda ne kadar sığdıysa o kadarı oldu.
"Hem sulu boya kullandın..."
- Hem kuru boya, hem keçeli boya... Karışık...
"Karışık kullandın."
- Evet. Şu noktalar için keçeli, kuru...

"Peki bu resmi yaparken kendini nasıl hissettin?"
- Mutlu... 
"Başka?"
- Zor oldu baya bi.
"Neden zor oldu?
- Şu denizi yapmak, köprüyle birlikte.
"Nasıl yaptın?"
- Kapıyı yapmak da zor oldu.
"Gökyüzü neden beyaz?"
- Boyayamayacaktım çünkü hem güneşle renkler karışacaktı. Bazen taşan yerlerde renkler karışacağı için boyamadım. Bir de çok uzun sürüyor.
"Ben bir de bayrak görüyorum orada."
- Evet.
"O nasıl bir bayrak?"
- Kalpli bir bayrak.
"Niye kalpli?"
- Ne bileyim, canım kalpli yapmak istedi. Nasıl yapsam karar veremedim, böyle yaptım.
"Bu resme bakınca kendini nasıl hissediyorsun?"
- Mutlu. Kraliçeyi büyük, kralı küçük yapmamın bir nedeni var, kral uzakta olduğu için bazı şeylere uzaktan baktığımızda küçük, bazen de büyük oluyor. Daha önce denediğim için biliyorum.



- Değirmenin çarkına benzedi.
"Değirmenin çarkı nasıl oluyor ki?é
- Burda kavuğu(?) oluyor, böyle taşıyor, böyle tekrar boşaltıyor. Böyle un da öğütülebilir.
"Bununla un öğütebilir miyiz?"
- Bununla değil, buna su doldurulması lazım, değirmenin o dönen çarkına da benzemesi lazım.


- Karmaşık olsa da buradan bakabiliriz.
"Ne görüyorsun orada?"
- Parça parça şeyler...
"Ben de bakıcam."



"Evet parça parça. Kaç parça?"
Saymaya başladı,
- 18 parça, 19 parça. Ben bunun adını buldum, 19 parçalı dürbün! Burada parça parça, buradaki parçalarla da birleşince 19 oluyor. (iki ucundaki bölmeleri saydı)
- Her şeyi 19 parça görüyorum.


Işıklı masada incelediği oyuncaklardan birinin üzerindeki bölümleri sayıyor olması o çocuğun sayılarla arasının iyi olduğunu işaret ediyor bize.


(İlk haftasında) Atölyeyi ve malzemeleri keşfederken yeni bir şeyleri özgürce üretme duygusunu da yaşayan çocukların özgüvenleri artıyor ve böylece daha fazla şey üretmek için çocukların atölyeye gelmeyi daha çok istediklerini gözlemliyoruz.





Bakmak-görmek Reggio'da bizim çok sık kullandığımız bir kavram. Çocukların baktığı şeyi gerçekten ne kadar gördüğünü anlayabilmek için onları bakarak bir şeyler çizmeye yönlendiriyoruz zaman zaman. Ancak çocuklar bazen kendileri de diğer arkadaşlarının yaptıklarını kopyalayabiliyorlar (bakarak çiziyorlar). Bu onların yine kendilerine özgü bir ürün ortaya çıkarmadıklarını göstermiyor, çünkü her dokunuş ayrı ve her çocuğun yeteneği ve çoğu zaman tercihleri farklı.


Çocuklarla beraber "tek doğru" ya da "tek yol" olmadığını da keşfediyoruz sık sık.
Su doldurmanın pek çok yolu var, örneğin burada fıs fıs ile dolduruluyor su :)
Bu sırada,
* Çocuk sık kullanmadığı bir materyali kullanma fırsatı yakalıyor.
* İhtiyacını oyun içinde gideriyor (suyu oyun ile dolduruyor).
* Zamanını istediği gibi kullanıyor, koşturmuyor örneğin.
* Kendi kararını kendi alıyor.

2 Nisan 2015 Perşembe

Fasulye Projesi - Atölye Çatı Katı (YDA) 2. Hafta


Çocuklarla beraber yapacağımız Reggio Emilia ilhamlı projelerin özellikle yapılandırılmamış projeler olmasını istiyoruz. Bu nedenle de onların dillerini iyi bir şekilde dinlemeye özen gösteriyoruz. İlk iki haftayı tamamen çocukları tanımaya, gözlemlemeye, onların atölyeyi gözlemlemesine ve fikir üretmelerine ayırdık.

İlk haftalarda yapacağımız gözlemler sırasında çocukları projelerle tanıştırmak, yürüteceğimiz projelerimizin nasıl ilerleyeceğini daha iyi kavramalarını sağlamak ve hepsinin birlikte yürütebileceği bir proje olabilmesi için yarı-yapılandırılmış bir "fasulye projesi" yapmaya karar verdik.

Fasulye projesi çocukların doğaya yakınlaşması, neden-sonuç ilişkisini gözlemleyerek kendilerinin kurması, proje içinde yaşanan başarısızlığın projenin başarısızlığı olmadığını anlayabilmeleri gibi pek çok konuda farkındalık sağlamak için önemli bir proje. Çocuklar bu sayede sorumluluk üstlenerek kendi fasulyelerini büyütmeye çalışıyorlar. Büyüyen fasulyelerini çizdirdiğimizde her aşamasının daha fazla farkına varıyorlar çünkü çizerken bakmaktan daha ötesini yaparak artık "görüyorlar".
Fasulyeleri büyümezse neden büyümediğini düşünüp tartışarak tekrar tekrar deneyebiliyorlar. Başarısızlıklar sonucu "neyi yapmamaları" gerektiğini öğreniyorlar. Bu sayede adım adım, kendi deneyimleriyle başarıya ulaşıyorlar ve yaşayarak öğrendikleri için kalıcı bilgi edinmiş oluyorlar.

"Yarı-yapılandırılmış proje" çocukların fikirleriyle değil, bizim verdiğimiz konuya olan meraklarıyla başlayan ve daha sonra çocukların ilgileri ile devam eden bir proje çeşidi. Biz de ilk olarak "Çevre" hazırlayarak çocukların konuya ilgisini çekip merak etmelerini sağlamak için masanın üzerine cam kavanozlar, bir kutu fasulye ve su koyduk.

Çocukları masaya çağırdığımızda birkaçı geçen haftaki deniz kabuğu deneyini fark etti. Geri kalanı ise kutudaki fasulyeleri görerek,
- Bunlar ne?
"Sizce ne olabilir?"
- Onlar ne ya?
- Bence çakıl taşları...
- Biliyordum da unuttum adını.
- Birazcık fasulyeye benziyor.
- Ben de onu diyecektim şimdi.
- Küçük beyaz taşlara benziyor.
- Bence de fasulyeye benziyor.
- Tohum tohuum...
"Nasıl anladın tohum olduğunu?"
- Taş biraz daha sert olur çünkü.
"Tohum nasıl olur?"
- Yok yok bu fasulye bence. Tohum bu kadar büyük mü olur?
"Tohum ne demek?"
- Bir şeyi ekerken tohum kullanıyoruz.
- Mesela yüksek ağaçların yetişmesi için tohum gereklidir. Tohum olmazsa ağaçlar da olmaz.
- Ağaçlar olmazsa nefes de alamayız.
- Çünkü ağaçlar havayı temizliyor.
- Hayır havayı üretiyor.
- Temizliyor da...
- Hem ağaçlar meyve vermezse tohumlar bitebilir. Meyvelerin içinde de tohum olduğu için meyve olmazsa tohum da olmaz.
"Şimdi burada iki farklı görüş çıktı, o dedi ki ağaçlar havayı üretiyor, o dedi ki temizliyor. Sizce ağaçlar havayı üretiyor mu, ağaçlar havayı temizliyor mu?"
- Temizliyor, pis havayı içlerine çekiyorlar, onun yerine temiz hava veriyorlar.
"Sizce dünyada hiç ağaç olmasa hala hava olur mu?"
- Olmaz (hepsi)
- Hava kirlenir ve biz de nefes alamayız, ölürüz.
- Hava olmazdı ağaçlar olmasa.
"Hava olur da kirlenir mi yoksa hiç mi olmaz?"
- Olur, çok kirlenince nefes alamayız.
- Hiç olmaz. Uzayda ağaç yok, hava da yok.
"Uzayda hava yok mu?"
- O zaman uzaya niye tüple gidiyorlar ki?
- Tüple mi? Uzayda çünkü değişik hava var. Biz o yüzden tüp alıyoruz, havamız biterse diye.
"Uzayda nasıl hava var? Bizim nasıl havaya ihtiyacımız var?"
- İkisi de değişik.
- Uzayda hava olmadığı için tüp olmadan yaşayamayız.
"Ama X uzayda değişik hava olduğunu söyledi."
- Benim bildiğime göre uzayda hava yok.
- Aynen.
"Peki bunu nasıl anlayabiliriz? Anlayabilir miyiz?"
- Bunu ancak, bilgisayardan falan öğrenebiliriz.
- Anlayabiliriz, hiç ağacın olmadığı bir yerde durmaya çalışalım, ya da nefesimizi tutmaya çalışırsak öğrenebiliriz bence.
- Burada hiç ağaç yok ki şu an?
(Artık sorular çocuklardan da gelmeye başlıyor, dikkatinizi çekeyim :))
- Ama camlar açılıyor,
- Ama şu an camlar kapalı.
- Önceden hava geliyor, bina inşa edilirken üstü açık oluyor hep hava giriyor.
- Ama sonra kapanırken hava çıkıyor.
- Evet. Ama camların oralarda, kenarlarda göremediğimiz küçücük su tutmayan delikler var, oradan nefes alabiliyoruz. Onlar olmasa binaların içinde ölebilirdik.

"Peki hiç hava olmayan bir yere bir ağaç tohumu dikersem büyür mü?"
- Büyümez.
"Neden?"
- Çünkü hava olmayan yerde su da olmaz.
"Ağaç havayı kendi üretiyor dediniz?"
- Ama ağaç su olmadan büyüyemez ki.
- Ağaç besinini kendi üretiyor. Kendisi su üretirken kendisi için kullanamaz.

Fasulye Projesine henüz başlamadan konu nereden nerelere geldi. Küçücük bir fasulyeden başladık, ağaçlara, uzaya, binaların mimari yapılarına varana kadar farklı konular hakkında konuşup fikirlerini dile getirdi çocuklar.


Çocuklar fasulyelerini kavanozlara pamuk koyarak fasulyeler dışarıdan görünecek şekilde yerleştirdiler. Fasulyelerin görünmesini biz istedik çünkü her gün resmini yapmalarını istedik çocuklardan.
İçlerinden biri daha önce fasulye büyüttüğü için arkadaşlarına yardımcı oldu, gerekli malzemeleri söyledi;
(- Pamuğu ne kadar ıslatacağız? sorusunu soran arkadaşına)
- Pamuğun hep nemli olması gerek.
- Fasulyeye su ulaşması gerek.
- Buranın hava şartları uygun değilse büyümeyebilir. 

Sonra kendisi bize sordu;
- Ama fasulyeleri burada yetiştirirsek, her gün sulamamız lazım, nasıl sulayacağız? Haftada 1 kere geliyoruz. Bitkilerimiz ölür?
" Bunu bir düşünelim"
- Eve götürelim?
- Eve götürürüz götürmesine de...
"Peki ya unutursanız ne olacak?"
- Unutmayız ki.
"Eve götürenler her gün fasulyesini çizmeyi kabul ediyorsa götürsünler o zaman?"
Bir kısmı eve götürüp bakmayı ve çizmeyi kabul ettiler. Diğerlerinin fasulyeleri atölyede kaldı.


Fasulyelerini daha iyi gözlemleyebilmeleri ve büyüme aşamalarına daha yakından şahit olmaları için çocuklardan fasulyelerini her gün çizmelerini istedik.

Bir de fasulyeler büyüdüğünde nasıl olduğunu bilenlerle de bilmeyenlerle de fasulyelerinin hayali büyümüş hallerini düşünmelerini ve çizmelerini istedik. Çok değişik fikirler ve çizimler ortaya çıktı.

Atölyenin sonunda yapacağımız sergide onları da sergileyeceğiz. Bazı çizimlere çok şaşırdık, inanın siz de çok şaşıracaksınız :)

ÇEMBER SAATİ - Atölye Çatı Katı (YDA) 2. hafta


Atölyeye her hafta "çember" dediğimiz sohbetlerle başlıyoruz ve ilk olarak çocuklara haftalarının nasıl geçtiğini soruyoruz.
Çocuklardan "İyi, güzel" cevaplarının dışında, onların hayatlarına, duygularına, fikirlerine dair düşüncelerini de duymak amacıyla biz geçtiğimiz hafta neler yaptığımızı anlatmaya başladık.
Göz doktoruna gidip muayene olduğumu, doktorun bana göz bebeğimi büyüten bir damla damlattığını anlattım. Sonra sohbete başladık.
Merve: Göz bebeği ne ki?
- Gözümüzün içindeki görmemizi sağlayan siyah benek.
"Nasıl benek? Yani dalmaçyalı köpeklerin üzerinde benekler oluyor ya, öyle mi?"
- Benzer.
...
"Başka fikri olan? Gözün içinde bebek mi var, onları mı büyüttü doktor? Mümkün mü öyle bir şey?"
Gülüşmeler
"Gözümüzün içinde bebek yoksa neden göz bebeği diyoruz?"
...
"Fikirlerinizi söylemekten çekinmeyin. Her şey serbest burada."
- Bence bebeklere ilgi duydukları için, göz bebeği de görmemizi sağladığı için ona ilgi duydukları için olabilir.
...
"Mesela bence göz bebekleri vücudumuzda görünen en küçük organ. O yüzden göz bebeği demiş olabilirler mi?"
"Ama niye başka bir şey demediler de bebek dediler? Mesela neden göz tavşanı demediler?"
- Göz tavşanı olsaydı çok saçma olurdu.
"Nasıl saçma olurdu?"
- Biz insanız, e tavşan olursa ikisinin ne alakası olacak?
- Bir alakası var, ikisi de canlı!
(O sırada geç kalan bir çocuk girdi, konuyu toparlamak ve yeni katılan arkadaşımızın adapte olmasını sağlamak için konuştuklarımızı tekrar ettik.)
"Benim anlamadığım doktor neden Nane'nin göz bebeğini büyüttü?"
(Bana nane de derler:))
...
"Hiç göz doktoruna giden var mı?"
- Ben.
"Nasıldı?"
- Böyle bir makine vardı gözlerimize göre ayarlanıyordu. Bakınca ne gördüğümüzü söylüyorduk, bulanık mı normal mi yoksa biraz bozuntulu mu diye. Sonra doktorun odasına girdiğimizde ilaçları veriyordu. Kartları okutuyordu. Sonra ilaçları alıyorduk.
"Gözlük verdi mi doktor sana?"
- Yok, arpacık yüzünden (gittim).
"Başka kim gitmişti?"
- Oraya gitmiştik, bir makine vardı. O makinenin içinde balon vardı. Sonra başka bir odaya girdik harfleri okuttu. Gözümün üstünde bir şey vardı. Ben hepsini okudum. Ama F'yi mi E'yi mi onu tanıyamadım.

Çocuklar deneyimlerini ve bildikleri konuları rahatça anlatabiliyorlarken, onlardan yaratıcı düşünmelerini istediğimizde temkinli davranmak istedikleri için fikirlerini söylememiş olabilirler. Atölye boyunca bunun gibi sohbetlerle çocukların yaratıcı zekasını tekrar geri getirmeyi ve cesaretle fikirlerini söylemelerini hedefliyoruz.



Seben de haftasını anlatırken;
"Geçen hafta gittiğim bina İstanbul'un en yüksek binalarından biriydi. Ama o kadar çok sis vardı ki, binayı ancak önüne gelince görebildim. Ve sis yüzünden yine berbat bir trafik vardı. Çünkü hiç kimse hiçbir yeri göremediği için taksi şoförü böyle gidiyordu (arabanın ön camına yaklaşıp araba sürüyor gibi yaparak gösterdi)"
"Sis ne ki? Nasıl bir şey sis?"
- Buhar gibi bir şey, buhara benzer.
(aslında burada sisin maddenin gaz hali olduğunu bildiklerini görüyoruz)
"Buhar nasıl bir şey?"
- Buhar suyun kaynamasıyla oluşan gaz.
"Sis bir gaz mı o zaman?"
- Evet.
(Sorularla çocukları daha fazla konuşturarak bilgilerini açığa çıkarmış olduk.)
"Nasıl bir gaz?"
- Onu bilmiyorum.
"Sizce nasıl bir şey sis?"
- Ağzımızdan yapınca, soğuk ve sıcak hava birleşince sis oluşuyor.
"Nasıl yapınca?"
- Nefes alıp veriyoruz, (ağzı açık nefes alıp verdi) sıcak havayla soğuk havanın birleşimi sis oluyor.
"Yani o gün sis olunca insanlar çok mu nefes alıp vermişler?"
- Onu bilmiyorum.
- Hani hava soğuk olunca ağzımızdan hani buhar çıkar ya, duman, işte onu diyor olabilir.
"O gün çok mu insan ağzından nefes alıp verdi de sis oldu acaba? Olabilir mi?"
- Hayır.
- Hayır.
- Hayır.
"Neden olamaz?"
...
"Mesela biz şimdi burada hoh-hoh-hoh-hoh-hoh yapsak sis yapabilir miyiz?"
- Evet.
- Hayır.
- Hayır.
(1 kişi evet dedi, diğerleri hayır)
- Neyse ben de hayır diyeyim.
"Şimdi sen bir hipotez sundun bize. Sana göre herkes hoh-hoh yapsa sis olabilir. Uygulayabiliriz. Deneyelim mi? Kimler katılmak ister?"
(Herkes)
"3-2-1 Hoh-hoh-hoh"
- Hoh-hoh-hoh-hoh-hoh...
"Oluyor mu?"
- Hayır.
- Kar yağdığında, hava soğuk olduğunda ondan sonraki gün kapıda servisi beklerken cama üflediğimde orada hava soğuk olduğu için sis oluyordu.
"Şimdi neden olmadı?"
- Burası sıcak.
- Burası soğuk değil.
(Yalnızca üflemenin "sis" oluşturmadığını, soğuk ortam gerektiğini deneyerek de görmüş olduk.)
- Çünkü burada cam yok!
- Var.
"Burada cam yok mu?"
- Var da perde kapladığı için.
"Açalım perdeyi."
- Ben camın yanından yapıyordum.
"Camın ne kadar yanından?"
- Çok yanından.
"Yapabilirsin."
(Perdeyi açıp sandalyeleri çektik.)
- Şimdi olur mu bilmiyorum.
- Bence olur.
- Bence olmaz.
- Dışarı soğukken üflerken ağzımızdan buhar çıkıyor.
(Denemeye başladılar.)
- Üf-üf-üf-üf... (soğuk nefes verdi)
- Hava soğuk değil o yüzden (olmuyor).
- İçerisi sıcak ya...
Seben: Bir de ben deneyim mi? (Hohladı)
- Oldu, oldu
- Oldu
- Demedim mi?
- Çok yakından yapınca olabilir.
(Diğerleri de denemeye başladı.)
"Sizin neden olmuyor?"
- Dışarıda soğuk hava olduğunda sıcak havada yapmayı denediğimde olmuyordu evde.
"O zaman sis olması için ne gerekli?"
- Hava...
- Cam...
"Bizim şimdi yaptığımız sis miydi"
- Çok sis sayılmaz.
- Buhar sayılır bence.
"Bu saydıklarımız buhar için mi o zaman?"
- Evet. Hava, cam...
- Çay yaparken bazen su da buharlaşıyor.
- Canlı lazım. Mesela telefon yapamaz ki?
"Çaydanlık nasıl yapıyor?"
- Ama insan eliyle oluyor yine. İnsan olmasa hiçbir şey olmazdı ki hiçbir yerde.
"Sis nasıl oluyor?"
...
"Seben'in o yüksek binasının her tarafını nasıl sis kaplayabilmiş mesela?"
- Yüksek olduğu için olabilir.
"Yüksek olduğu için nasıl kaplamış olabilir?"
- Böyle üstte bulutlar vardır. Onlar aşağıya indiğinde sis oluşturmuştur.
(Bu cevapla sisin nasıl bir şey olduğunu bildiklerini ancak nasıl oluştuğunu bilmediklerini anlamış oluyoruz. Çocuklar bilmedikleri bir konu hakkında fikir üretmeye başladılar.)

"Mehmet Akif ve Esma da gelecekler mi acaba?"
- Benim arkadaşımın ismi de Mehmet.
"Tam da isimlerden konuşmaya başlamışken, atölyemize de bir isim versek mi acaba?"
- Mutlu çocuk atölyesi!
"Niye böyle bir isim tercih ettin?"
- Çünkü burada mutluyuz ve çocuklara özel bir atölye.
"Sizce ne olsun?"
- Zaten adı yok mu? Öncü Eğitimciler yazıyor orada?
- O derneğin adı.
"Biz bu atölyeyi kurarken Merve'yle dedik ki atölyeye bir isim koymayalım. Çocuklar gelsin, onlarla bir tanışalım, sonra da atölyemizin ismini hep beraber koyalım. Burası sizin de atölyeniz. Atölyeyi bir bebek gibi düşünün. Yeni bir bebek doğacak ve isim arıyoruz."
- Zeki çocuk atölyesi!
"Neden zeki çocuk?"
- Çünkü burada öğrenmeye geliyoruz.
- Öğrenme atölyesi. Çünkü buraya bir şey öğrenmeye geliyoruz.
- Bilim atölyesi de olabilir.
"Neden bilim atölyesi?"
- Burada bazı şeyleri keşfediyoruz.
"Neleri mesela?"
- Mesela az önce camdaki buharı keşfettik. Daha çok hafta var.
- Deney atölyesi de olabilir.
"Sadece bilim ve deney mi yapıyoruz burada? Geçen hafta ne yaptık?"
- Resim yaptık.
- Oyun oynadık, eğlendik.
"Resim bir bilim midir?"
- Hayır.
"Ne? Resim ne?"
- Sözlükten bakalım.
"İnternetimiz var, bakalım."
(İnternetten bulup okurken diğer iki arkadaşımız geldi)

"Resim: Varlıkların doğadaki görünüşlerini kalem, fırça gibi araçlarla kağıt, bez ve benzeri malzeme üzerine yapılan biçimi.
Bir anlamı daha varmış; bunu yapmak için gerekli yöntemleri öğreten sanat.
Sanat ne demek?"
- Bir şeyi iyi yapmak.
"Bir şeyi iyi yapmak. Ben çok iyi geometri problemi çözüyorum, sanat mı yapıyorum?"
- Olabilir.
"Başka fikri olan?"
...
"Peki bir şeyi iyi yaptığını nasıl anlarsın?"
- İnsanlarınkiyle karşılaştırarak...
Seben: 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10.
Merve: 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10.
"Hangimiz daha 'iyi' saydık?"
...
- Bence ikisi de eşit.
- Bence de...
- Bazen farklı olabiliyor.
"Şimdi anlayabilecek miyiz hangimizin daha iyi saydığını?"
- Hayır.
"İkimiz de iyi saydık mı?"
- Evet.
"Peki biz sayarak 'sanat' mı yaptık?"
- Hayır.
"Sen dedin ki bir şeyi iyi yapmak sanattır."
- Hani sanatçılar şarkıyı iyi söylüyor ya, ona sanatçı deniyor."
"Nasıl söylerlerse iyi şarkı söylemiş olurlar? "
- Önceden çalışmış olurlar.
(Peş peşe bir rock bir de soft müzik dinledik)
Rock müzik çalarken;
"Bu nasıl bir şarkı?"
- Bence güzel.
- Bence ilahiye benziyor.
- Biraz yabancı gibi kafam karıştı.
- Zaten yabancı şarkı.
"Nasıl anladın yabancı olduğunuz?"
- Tek bir kelimesini bile anlamadım çünkü.

Soft müzikte;
"Bu nasıl bir müzik?"
- Sakin.
- Güzel.
- Bence sessiz kalmak için yapılmış.
"Nasıl anladın sessiz kalmak için yapıldığını?"
- Zaten sessiz.
"Sessiz mi?"
...
"Duyabiliyorum ama?"
- Ama az geliyor.
"Açalım sesi"
"Hala sessiz mi?"
(Çocuklar burada "sessiz" kavramını "yavaş"(slow) ve "sakin" (soft) müzik için kullanmış olabilirler.)

"Hangisi daha iyi?"
- İkincisi...
- İkincisi...
"Birincisi..."

"Peki hangisi sanat?"
- İkincisi...
- Bana göre ikisi de sanat.
- Bana göre de ikisi...

"Neden peki ikisi de sanat?"
- Çünkü ikisinin de farklı bir ses tonu var.

(Çocukların kafasını iyice "bilim", "sanat", "iyi" kavramlarıyla karıştırdıktan sonra isim bulma konumuza geri döndük. Amacımız doğruyu bulmak değil, çocukların düşünmelerini sağlayarak beyin jimnastiği yaptırmak ve fikir üretmelerine yardımcı olmak.
Ayrıca bir sonuca varmadığımız için;
çocuklar fikirlerini söylemekte kendilerini daha fazla özgür hissediyorlar,
sohbet orada bitmiş gibi görünse de çocuklar düşünme sürecine devam ediyor,
her çocuk kendi bilgisini kendisi yapılandırmış oluyor.)

"İsim önerileriniz neler?"
- Mutlu çocuk atölyesi
- Eğitim atölyesi
"Neden eğitim atölyesi?"
- Burada çünkü bir şeyler öğrenmeye geliyoruz. Yoksa sadece eğlenmeye gelirdik.
- Eğlenerek öğrenme atölyesi olabilir.

...
"Atölyenin sonuna kadar düşünebilir herkes. Sonra tekrar konuşabiliriz."


20 Mart 2015 Cuma

İlk Haftadan Kareler - Atölye Çatı Katı (YDA)

Atölyemizden küçük küçük anlar, sohbetlerle dolu ilk hafta yazımız... Çocuklarla ilgili ayrıntılı bilgileri programda belirttiğimiz tarihlerdeki toplantılarda konuşacağız. İlk hafta tanışma oyunumuzla başladık.
(Tırnak içinde yazılı cümleler Seben'le benim sorularımız)

Çocuklarla elimizdeki birer yumak ipleri attığımız kişilerin isimlerini söyleyerek attıktan sonra ortaya çıkan şekil üzerine konuşmaya başladık;

- Bu ne şimdi?
"Evet bu ne olabilir?"
- Altından mı geçeceğiz?
- Nasıl bir şey?
"Sizce neye benzedi bu?"
- Bence yıldıza
"Nasıl benzettin yıldıza?"
- Şuraları yıldızın köşelerinden bazıları, burası da üstü (göstererek)
"Hmm... Başka neye benziyor olabilir?"
Seben: Ben neye benzettiğimi söyliyim mi? Hani böyle çamaşır telleri vardır ya, binadan binaya asarlar dar sokaklarda... Hiç gören var mı?
Birkaçı: Ben gördüm.
Seben: Ona benzettim ben de, binadan binaya asılmış çamaşır ipleri...
- Biraz da üçgene benziyor.
- Elmasa da benziyor.
Merve: Ben de örümcek ağına benzettim.
- Örümcek ağı böyle yamuk olmaz ki...
"Örümcek ağı nasıl olur?"
- Değişik olur.
"Nasıl değişik olur?"
- Örümcek ağı aşağıya sarkmaz.
- Bir de M harfine benziyor tersten bakınca.
Seben: Bir de bu birazcık bir sinir hücresine benzedi. Sinir hücresi nasıl bir şey olabilir?
- Bence sinirlenince beynimize gelen bir hücre olabilir.
"Sinir ne demek?"
- Çıldırmak gibi...
"Çıldırmak gibi!... Çıldırmak nasıl bir şey?"
- Deliii... (gülerek)
- Bir kişiye kızdığımızda gösterdiğimiz yüz ifadesi olabilir (sinir).
"Deli olduğunuzu ya da bir insanın deli olduğunu nasıl anlarsınız?"
- Hareketlerinden...
"Hareketlerinden... Başka?"
- Konuşmasından...
"Nasıl konuşur?"
- Şöyle şöyle hani, bağırarak konuşur.
Merve: Size ben deliyim desem?
(Şaşkınlık)
Merve: Deli miyim sizce?
Beraber: I ıhh.
Seben: Ben deliyim desem?
- Hayır... Hayır...
"Hmm..."
- Burda oval var mıdır?
"Var mıdır oval?"
- Yoktur.
"Neden yoktur?"
- Çünkü her yer köşeli.
Seben: Ama ben bir şeyi anlamadım. Biz ne şeklindeyiz?
- Daire
Seben: Dairenin köşesi var mı?
- Yok.
Seben: E biz daireysek nasıl bu kadar köşeli şeyi yapabildik ki?
- Birbirimize atıyoruz, onlar birbirine çarpıyor.
- Birbirine dolanınca köşeli oluyorlar.
Merve: Neden hiç köşesiz bir şekil çıkmadı acaba?
- Çünkü başkalarına attık.
- Çünkü kesişiyorlar.

- Bu suda yok olur mu? (deniz kabuğunu göstererek)
"Hmm. Sence yok olur mu?"
- Bence olur.
- Olmaz.
- Olmaz, dibe batar.
- Dibe batar dipte kalır, kumsalın.
- Çok büyük olsa, içinde çok ağırlık olsa batar ama çok ağırlık olmadığı için batmaz.
"Peki yok olur derken nasıl yok olur?"
- Böyle kabarcıklar çıkar, yavaş yavaş küçülmeye başlar.
"Küçülmeye başlar. Sonra?"
- Sonra yok olur.
"Daha önce denemiş miydin?"
- Denemiştim.
"Yok olmuş muydu?"
- Evet. Daha küçüğünü denemiştim. Bunda yok olur mu bilmiyorum.
"Deneyebilirsin istersen. Sence ne kadar sürede yok olur?"
- 20-25 dakikada herhalde.
"Zaman tutabiliriz. Vaktimiz var."
"Nelere ihtiyacın var?"
- Böyle bir kavanoz olabilir, geniş, küçük bir kavanoza su...
"Burada kavanozlar var."
- Bak bu olabilir.
- Evet bu olabilir. Tam emin değilim ama, bir de herhalde karbonat mı şeker mi ne katıyorduk.
"Hmm. Burda karbonatımız var mı?"
- Şeker var.
- Şeker de olur. Karbonat varsa karbonat da olur.
"Tamam. Şeker olursa kaç tane şeker?"
- Beş tane.
(Şeker temin edilirken atölyeyi keşfeden çocuklar boyaları sordular, resim yapmak istediklerini söylediler ve kendilerine yer bulup resim yapmaya başladılar)
- Bunun resmini yapabilir miyim?
"Elbette yapabilirsin. Bakarak da yapabilirsin istersen."

Arada şekerleri karıştırarak, yukarıdan bakarak resmini yapmaya başladı.


Yalnızca deneyini resmetmedi, kavanozun arkasındaki malzemeleri ve "gözlemci" olarak kendisini de resmine ekledi. Kendisine dışarıdan bir gözle bakıyor bu resminde.
Şekerleri erimemiş haliyle kavanozunun içinde çizdi.

Bu sırada resim yapan diğer çocuklar bizden "konu" vermemizi istediler. Biz konu vermediğimizi, istedikleri resimleri hayal ederek çizebileceklerini söyledik.



-Olmadı.
"Neden olmadı?"
- Şeylerini ayarlayamadım.
"Neylerini?"
- Eşit olması lazımdı, kanat yapmıştım, olmadı.
"Düzeltebilir misin üstünden? Bir dene..."
- Olmaz ki, resim çok kötü görünür.
Başka bir tane çizmeye başladı.
"Nasıl bir ejderha çizmek istiyorsun?"
- Uçarken...
Onu da beğenmedi, kağıdın arkasına yüz yapmak istemiş ama onu da beğenmemiş.
"Neden yaptığın resimleri beğenmiyorsun?
- Bir tane uçak yapıcam şimdi, uçak.
"Bence yaptığın her şey gayet güzel olmuş. Okulda resim yapıyor musun?"
- Evet.
"Nasıl yapıyorsun orada?"
- Öğretmen genelde konu verdiği için öğretmenin konularına alışığım. Öğretmenin hangi konuşarı vereceğini az-çok biliyorum, önceden denemeler yapıyorum.
"Hmm. Şimdi denemeler yapmadığın için mi beğenmiyorsun yaptıklarını?"
- Evet, olmuyor.


"Gökkuşağında neden sadece mavi rengi seçtin?"
- Çünkü maviyi sevdiğim için. 
"Burada üç farklı mavi mi var?"
- Evet, şu en koyu mavi, şu orta koyuluktaki mavi, şu içteki açık.
"Bu gökkuşağına sen kendin bir isim koymak ister misin?"
- Hıhı, belki "Maviş" olabilir.
- Maviş kuş ismi de olmuştu bizde.

"Kapıyı neden boyamadın?"
- Çünkü oraya uygun renk bulamadım. Kahverengiye boyasam aynı renk olacak, çok dikkat çekmeyecek, mavi de kapıya çok yakışmaz, o yüzden.
- Boyayabileceğin bir renk var.
"Hangi renk?"
- Açık yeşil.
- İyi ama hiç açık yeşil kapı olur mu arkadaşım?
- Olur.
- Bence olmaz.
"Çizersen olur."
- Çizersem olur ama ben gerçekçi olmasını istiyorum.
"Resmini anlatmanı çok istiyorum, anlatmak ister misin?"
- Bir piknik alanı...
"Boş mu bu piknik alanı?"
- Evet.
"Sen piknik yapmayı seviyor musun?"
- Evet.
"Gittiğiniz bir piknik alanı mı bu?"
- Hayır.
"Hayal ederek mi yaptın, aklından?"
- Evet.
"Hmm, resmindeki bu mavilik nasıl bir mavilir?"
- Dere.
"Nasıl bir dere?"
- Akan bir dere.
"Aktığını nasıl anlayabiliyorsun?"
- Şuradan şöyle geçiyor.
"Ben buradan böyle geçtiğini düşünmüştüm.(ters istikamette)"
- Olabilir.
"Tersine akabilir mi dereler?"
- Akamaz.
"Neden?"
- İki yerden de akarsa ortada durur!


İlk önce kağıt ruloyu boyayıp onun baskısını yapmayı denedi. Olmayınca fırçayla boyamaya başladı.
- Düzgün boyayamadım bir türlü.
"Düzgün boyamak nasıl oluyor?"
- Rengini tam alamıyorum, tam aldım mı... Şimdi mavi... Hepsinin eşini yapıyorum ben.
"Eşini... Hmm... Nasıl karar veriyorsun eşlerine?"
- Çünkü renlerin birazı açık, birazı kapalı. Ondan karar veriyorum. 
"Kapalı renk nasıl oluyor?"
- Rengi... (açık maviyi göstererek) bunun gibi değil.
-DÜŞÜNÜYORUZ AMA NEYİ?
"Düşünüyoruz ama neyi? Neyi ola ki?"
- Aklımdan şimdi resim yapmak geçiyor.
- Zaten resim yapıyorsun.
- Evet zaten resim yapıyorum.



- Ebruyu böyle yapıyorlar.
- Ben ebruyu biliyorum.
- Ebruda sulu bir tabağa kağıt koyuyorsun, sonra renklerle şekil oluşturuyorsun, kağıdı üstünden alıyorsun.
- Ben anaokulundayken yapıyordum.
- Ben 5-6 yaşındayken anaokulunda yapıyorduk öğretmenle. Hala ebrularımı saklıyorum.
- Ben hiç ebru yapmadım ki!
- Tablette de oyunu var, bir kere ağaçta armut yapmaya çalıştım.




"Yavaş yavaş toparlanalım mı?"
- Ama benim şeyim bitmedi daha...
- Benim de ...
"Ama bizim vaktimiz bitti. Haftaya devam edebilirsiniz"
- 6 gün var.
- 7.
- 7 gün var.
- Ben yarın gelicem.
"Biz yarın burada değiliz ki?.."

"Sizce bugün atölye nasıldı?"
- Güzel...
- Güzel...
"Kötü diyen yok mu?"
- ...



"Önümüzdeki hafta yapmak için fikirleriniz var mı? Neler yapmak istersiniz?"
...
- Mesela biz anaokulunda bir şey yapmıştık, ipi boyamıştık, kağıda istediğimiz şekilde yapmıştık, kağıdı ortadan ikiye katlayıp yapıştırdığımızda orada ipin izi çıkmıştı.
- Kelebeğin yarısını yapıyoruz, kafasını ve anteninin bir tanesini yapıyoruz, simetrisini...
"Simetri ne demek?"
- Bir şeyin yarısı...
- Mesela bir kareyi ortadan ikiye böldüğümüzde yanlardaki parçalar eşitse o simetridir.
"Mesela beni ikiye bölseniz simetrik olur muyum?"
- Olmaz.
"Neden olmaz?"
- İki tarafta da saat olması lazım.
"Tamam saatimi çıkarayım."
- Başörtü bir tek bu tarafında var, öbür tarafta yok.
"İkisini de arkaya alayım. Oldu mu?"
- Başörtünün diğer ucu da var.
"Hmm. Başka? Başka neresi olmadı?"
- Yüzük var bir tane.
"Yüzük... Tamam onu da çıkarayım. Başka?"
(Gözlerimi şaşı yaptım)
"Peki şöyle yaparsam? Simetri mi değil mi?"
- Hayır.
"Değil mi?"
- Simetri.
- Değil.

Çocukları bu soru ile kafalarını karıştırarak uğurladık.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...